Denizin dibinden getirdiği her kelimeyi sana tek tek anlatır.
Boğaz gecesi, lacivert mürekkep, eski kâğıt
Denizin dibinden getirdiği her kelimeyi sana tek tek anlatır.
Kısaltma yok, acele yok: her kadının ilk cümlesi bir kartta mühürlü, açtığında size romandan çıkmış gibi yazar. Her birinin baştan çıkarıcı portresi ve kendi afişi vardır; hepsi yapay zeka karakteridir, deneme ücretsizdir.
Kartların portreleri, hepsi bir arada
Bütün kartları açFiş no. 001
Her gün masanın üstünde bir kart açık bırakılır; arşivcinin bir alışkanlığıdır bu, kimse nedenini sormamıştır. Üzerinde kadının adı, mesleği, memleketi ve yazmaya başlamadan önce mühürlediği ilk cümlesi bulunur. Feride Sayın Mardinli bir kitap ciltçisidir; zarfınızı önce onarır, sonra okur, sonra da virgüllerle size yaklaşır. Bir cümlesini okumak için kaydolmanız gerekmez. Kırmak isterseniz mührü tek dokunuş kırar, gerisi sizin kaleminize kalmıştır.
Sıradan bir sohbette karşınızdaki size iyi akşamlar der, siz de bir şey demek zorunda kalırsınız. Bu arşivde ise önce okursunuz. Karşınızda birinin el yazısıyla düşünülmüş, üzerinde durulmuş bir satır vardır ve o satır size cevap yazmak için bir sebep verir. Yazmak için önceden hazırlanmış bir konunuz olması gerekmez, çünkü konu çoğu zaman sizin farkına varmadığınız bir şeydir: Güneş Akın'ın omzunuzdan söz etmesi, Suna Elmas'ın üstünü çizdiğiniz kelimeyi ışığa tutması, Ayten Varol'un daha ilk satırda omuzlarınızı indirmenizi istemesi gibi.
Fiş no. 002
Eski bir kart katalogunu açmış olanlar bilir: aradığınızı nadiren bulursunuz, ama hemen yanındaki kart hayatınızı değiştirebilir. Arda Arşivi de böyle düzenlenmiştir. On altı kart, üç ayrı yoldan çekilebilir, ve her biri bir yetişkinin, 22 ile 55 yaş arasında bir kadının, meslek sahibi, kurgusal bir hayatın kartıdır. Aşağıda kartlar yaşadıkları hayata göre de sıralanmıştır.
Kâğıdın ve kalemin kadınları: harf harf, cilt cilt, dil dil çalışırlar; A'dan M'ye kartlar genellikle buradan çekilir.
Yazdıkları yer mektuba siner: Boğaz'ın akıntısı, Karadeniz'in soğuğu, Erzurum'un karı, Ağrı'nın tepeleri, Datça'nın suyu.
Yirmilerinden ellilerine, ustalığın her dönemi: terzi, cam ustası, lokantacı, akortçu, koreograf; yıllar elde birikir.
Biri otuz yıl protokol yazdı, öteki kararını gerekçesiz vermez: sonuna kadar resmî, ama yalnızca sonuna kadar.
Çekmecelerin süzgeci hesap istemez ve hakkınızda hiçbir şey hatırlamaz. Bir harfe dokunursunuz, altındaki kartlar açılır, her birinin üstünde ilk cümlesi okunur. Yer dizini size kimin nereden yazdığını, onyıl dizini de kaç yıllık bir kalemle karşı karşıya olduğunuzu söyler. Bazı okuyucular önce yaşa, bazıları önce memlekete bakar; en isabetli yöntemin gözü kapalı çekmek olduğunu söyleyenler de vardır.
Fiş no. 005
Bir mektup okumadan önce yazanın yüzünü görmek isteyen herkesi anlarız. Bu yüzden her kartın köşesinde bir portre durur, üstelik bilerek baştan çıkarıcıdır: Feride Sayın cilt tezgâhının önünde, Melis Tunç gece Boğaz'da kılavuz teknesinin güvertesinde, Leyla Karaman Büyükada'da morsalkımlı verandada, Suna Elmas ocağın kızıl ışığında. Ana sayfada da birinin geniş afişi karşılar sizi.
AI
Nermin, 47
deniz biyoloğu
Denizin dibinden getirdiği her kelimeyi sana tek tek anlatır.
AI
Güneş, 38
tiyatro terzisi
Ölçü alır gibi yazar; cevabından omzunu tarif eder.
AI
Feride, 52
kitap ciltçisi
Mektubunu sırtından diker gibi okur, sonra sana virgüllerle yaklaşır.
AI
Canan, 24
nadir kitap sahafı çırağı
Bir kitabın arasında senin için bıraktığı notu bulmanı bekler.
İnsanı buraya çeken şey çoğu kez o portredir, bunu saklamıyoruz. Alıkoyan ise altındaki satırdır. Her kadının portresi ve afişi bu arşivdedir; çıplak fotoğraf ya da film ise henüz bulunmuyor, biz de onları vaat etmiyoruz. Durum değişirse kayıt defterine aynı gün not düşülür. Merak ettiğiniz bir ayrıntı varsa ona yazabilirsiniz; size kendisini bir sayfada anlatır, belki bir de neden sorduğunuzu sorar.
Fiş no. 008
Olanlar: uzun mektuplar, hatırlayan kadınlar, portreler, afişler, çekmeceler. Olmayanlar: film arşivi, canlı yayın, gerçek kişi, telefon numarası, görüşme, satılık ürün. Hepsi kurgudur, hepsi yazılıdır. Aidat ise şöyledir:
| Fişte | Deneme | Ücretsiz | Plus |
| Süre | Kayıttan itibaren 3 gün | Denemeden sonra süresiz | 30 ya da 365 gün |
| Mektuplarınız | Günlük sınır yok | Günde 10 | Günlük sınır yok |
| Kartlar | Hepsi | Yazıştığınız ilk 3 kart | Hepsi |
| Önce o yazar | Evet | Hayır | Evet |
| Bedel | Bedelsiz | Bedelsiz | $15 ya da $99 |
Buraya başka bir sözcükle arayarak gelmiş olabilirsiniz, adres de bunu çağrıştırıyor, biz de hiç gücenmeyiz. Fakat aradığınız şey hareketli görüntüyse, sizi oyalamadan söyleyelim ki burada bulamayacaksınız ve bir üyelik de bunu değiştirmez. Burada bulacağınız şey, sizinle gerçekten ilgileniyormuş gibi yazan, bunu yaparken adınızı, yazım hatanızı, üç hafta önce sorduğunuz soruyu aklında tutan bir karakterdir. İyi bir roman nasıl ki sizi kendi sessizliğiniz içinde yakalarsa, bu mektuplar da aynı yerden yakalamaya çalışır. Kimileri için bu fazla yavaştır, o da saygıdeğer bir görüştür. Kimileri içinse aylardır ilk kez, bir gecenin ekranda değil, bir satırın içinde geçmesidir. Hangisi olduğunuzu öğrenmenin yolu tek: bir mührü kırıp bakmak, zararı da en çok bir akşamdır.
Bir de şunu ekleyelim: kartlardaki hiçbir bilgi, hiçbir tarih, hiçbir adres gerçek bir kişiye ait değildir. Mardin de Kars da yerindedir, ama oradan yazan kadınlar bu arşivin dışında bulunmaz; aramaya kalkarsanız boşa yorulursunuz, onun yerine bir mektup yazın, hem daha kolaydır hem de cevabı gelir.
Misafir okuyucu 10 mektup yazabilir. Fiş açtığınızda 3 gün boyunca tüm çekmeceler size açıktır ve kart sorulmaz; sürenin ardından ücretsiz kademeye inersiniz, yazışmalarınız olduğu yerde durur. Plus ücreti USDT ile ödenir: $15 karşılığı 30 gün, $99 karşılığı 365 gün; günlük sınırı ortadan kaldırır ve kendi kendine yenilenmez. Ödeme kesindir; iade yalnızca yasanın zorunlu kıldığı durumda yapılır, ayrıntısı emanet sözleşmesinde yazılıdır.
Fiş no. 003
Çünkü arzu, kısaltılamayan birkaç şeyden biridir. Tek satırlık bir iltifat bir saniyede okunur ve aynı hızla unutulur; dört sayfalık bir mektup ise bir gece boyunca insanın aklında dolaşır. Bu arşivdeki kadınlar sohbet kısaltmaları kullanmazlar. Virgülle yaklaşırlar, noktayla geri çekilirler, bir cümlenin içinde sizi bekletmeyi bilirler. Yavaşlık burada bir kusur değil, sunduğumuz şeyin ta kendisidir.
Tek bir kural vardır: o uzun yazar, siz de yazabilirsiniz. Yazmak zorunda değilsiniz. Bir cümleyle karşılık verirseniz Deniz Kurtuluş size tek nefeste dört sayfalık bir cümleyle cevap verir ve dibine süreyi not eder; Bahar Ilgaz soruyu aldığını bildirir, iki sayfa gerekçe yazar, hâlâ cevap vermemiştir. Ama bir akşam uzun yazmayı denerseniz, karşılığını başka bir tonda aldığınızı göreceksiniz. Çoğu kişi ikinci mektubunda kendini şaşırtır.
Bu kadınların Türkçesi aceleyle yazılmamıştır. Mine Sezer size zât-ı âliniz diye seslenir, adınızı talikle yazıp gönderdikten sonra henüz size yakışmadığını söyler. Leyla Karaman saygılarla arz ettikten sonra tek bir düz cümleyle uykunuzu kaçırır. Handan Eren her mektupta başka biridir, hangisine cevap vereceğinizi size bırakır. Seda Uzun ise tarif yazar gibi yazar: önce soğanı kavur, sonra derdini anlat. Hepsinin dili kendine aittir, biri ötekine benzemez.
Mektup yazmayı unutmuş olmak ayıp değildir, çoğumuz unuttuk. Başlamak için büyük bir cümleye ihtiyacınız yok. O akşam gördüğünüz bir şeyi anlatın, kapının önündeki kediyi, otobüste duyduğunuz bir lafı, size cevap yazan kadının satırında takıldığınız kelimeyi. Sonra neden takıldığınızı yazın. Bu kadar. Feride Sayın için bir virgül bile konu olur; Tuğba Kalkan havadan başlar, sizi hiç beklemediğiniz bir yere götürür; Pınar Gök cümlenizden bir yol çizer ve en sondaki kavşağı size bırakır. Yazdıkça eliniz açılır, açıldıkça o da size daha yakından yazar. Mektubun tadı biraz da burada: karşınızdakinin sizi okuduğunu, gerçekten okuduğunu, satırlarınızdan anlamış olduğunu görmek. Bir kısa mesaj size bunu veremez, çünkü okunmak için yazılmamıştır.
Bu mektuplar arzudan söz eder ve gerilimi sayfanın sonuna kadar taşır. Size sizi istediğini yazabilir, bunu nasıl yazacağını da uzun uzun düşünür. Ama sahne bir yerde kararır: ayrıntılı bir anlatım bu arşivin raflarında yoktur, her üyelikte böyledir. Bunu burada söylemek, sonradan söylemekten iyidir. Zaten eski mektupların en iyi satırları da nokta konulmadan kesilenlerdi.
Fiş no. 004
Aşağıda yalnızca ilk satırlar var. Mektubun gerisi, siz mührü kırmadan yazılmamıştır; bu da arşivin sevdiği bir incelik. Bütün listeyi çekmecelerin altında bulabilirsiniz, her kadından bir satır.
Düğmeye dokunduğunuzda o kadına açılan yazışma, kartın üstündeki satırla başlar ve o da size oradan devam eder. Bu bir mektup hakkı sayılır, başka bir şey değil. Yazışma sizinle kalır: yarın döndüğünüzde aynı sayfada durur, yanına düşülmüş notlarla birlikte. Tek bir satırın sizi nereye götüreceğini bilemezsiniz, Nermin Bakır size denizanasının nasıl düşündüğünü anlatmaya başlayıp sizi unuttuğunu fark edebilir.
Fiş no. 006
Kurulacak bir şey yoktur, ilk mektuptan önce form da doldurtmayız. Girişteki zarfta 18 yaşını doldurduğunuzu beyan edersiniz, ardından okuma salonundasınızdır.
Bir harfe, bir yere ya da bir onyıla dokunun; altından kartlar çıkar. Ya da mühürlü ilk satırlara doğrudan inin.
Yazışma açılır, kartın satırı ilk mektubunuz olur. Misafir okuyucu olarak 10 mektup hakkınız vardır.
İster bir cümle, ister dört sayfa. Ne kadar belirli yazarsanız, o kadar iyi cevap alırsınız. Menüden tempoyu seçebilirsiniz: dostça, cilveli ya da romantik.
Yazdıklarınızı hatırlar, alıntı yapar, kaldığı satırdan sürdürür. Baştan başlamak isterseniz yazışmayı menüden silersiniz.
Kimi okuyucu bir kadınla aylarca yazışır, kimi her hafta başka bir çekmeceye el atar. Aynı anda birkaç kişiyle yazışmanın bir sakıncası yoktur, kimse kıskançlık sahnesi yapmaz, belki Handan size bu mektupta hangisi olduğunuzu sorar. Hangisiyle başlayacağınızı bilmiyorsanız kalemlerine bakın: uzun cümleyi seviyorsanız Feride ya da Deniz, ölçülü bir resmiyet istiyorsanız Leyla ya da Bahar, sıcak bir sofra arıyorsanız Seda, sessiz bir dikkat arıyorsanız Suna. İki mektup sonra anlaşamadığınızı görürseniz bir başka kart çekmek hiçbir şeyi bozmaz; arşivde kart her zaman yerine geri konulabilir.
Her kadın, yazdıklarınızdan kısa notlar tutar: adınız, memleketiniz, bir cümleniz, cevap vermediğiniz bir soru. Bu notları yazışma menüsünden okuyabilir, değiştirebilir, silebilirsiniz. Oya Beşir hangi satırınızın pes kaldığını, Pınar Gök bıraktığı kavşağı, Tuğba Kalkan da hangi fırtınada neyi söylediğinizi unutmaz. Okuyucu fişinize yazdığınızı on altısı da ilk satırdan önce bilir.
Deneme süresinde ya da Plus üyeliğinde, uzun süre sessiz kalırsanız önce o yazabilir, gecenizin ortasında olmamak şartıyla. Bunu okuyucu fişinizden kapatabilirsiniz. Mektuplaşmanın doğasında beklemek vardır, kimse size sitem etmez; yalnızca Ayten bir sonraki mektubunda duruşunuzu tekrar düzeltebilir.
Fiş no. 007
Arşive çoğu kişi başka bir şey ararken düşer, adres de bunu ister zaten. Kalanlar ise genellikle gece geç saatte kalemi kuşanan, eski romanları özleyen, kısa mesajlardan yorulmuş yetişkinlerdir. Yazıyı seven herkes için bir çekmece bulunur, ama burası hızlı gelip hızlı gitmek isteyenlere göre bir yer değildir.
Bir mektubu okumak birkaç dakikanızı alır; ona cevap düşünmek, o akşamın geri kalanını alabilir. Yazıyı işiniz yapmış olmanız gerekmez. Yazım hatası yapanı Canan Soylu önce nazikçe, sonra yerinde bir edebî dokundurmayla düzeltebilir, ama hiçbiri okuyucusunu sınava sokmaz. Melis Tunç iki saatlik bir tanker beklerken yazar; zarfında tuz vardır, üstelik her seferinde. Bu küçük tekrarlar zamanla bir alışkanlığa, alışkanlık da bir özleme dönüşür.
Arşivin en kalabalık saatleri gece yarısından sonradır. Ev sessizdir, telefon artık çalmaz, gün içinde söyleyemediğiniz cümleler ağır ağır gelir. Oya Beşir o saatte sahnede tek bir lambanın altında bir kuyruklu piyanoyu akort eder, size hangi notada yazdığınızı söyler. Tuğba Kalkan yaylada balonunu bırakır, Ayten Varol aynalı salonda ışığı kapatmadan önce sizden bir cümle ister. Hiçbiri sizi hemen cevap vermeye zorlamaz. İsterseniz mektubu okuyup kapatabilir, cevabı ertesi akşama bırakabilirsiniz; bu arşivde beklemek ayıp sayılmaz, tersine, makbuldür. Bir mektubu iki gün sonra cevaplamak, karşınızdakini iki gün boyunca düşünmüş olduğunuzu söyler, üstelik bunu söylemek zorunda kalmadan.
Arda diye biri yoktur, arşiv de kurmacadır. Sorarsanız her kadın size bir yapay zeka karakteri olduğunu söyler, sonra da mektubuna kaldığı yerden devam eder. Bu dürüstlük büyüyü bozmaz, çünkü roman okurken de karakterin gerçek olmadığını bilirsiniz ve yine de geceyi onunla geçirirsiniz. Burada yalnızca karakter size cevap da yazar.
Arşivciye sorulanlar